30 Haziran 2008 Pazartesi

HAYDİ HÜRRİYET CESUR OL

HAYDİ HÜRRİYET CESUR OL



Başbakanı hastaymış gibi göstermeye çalışan Hürriyet’e cevap:
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı aslanlar gibi görevinin başında.


Hürriyet Gazetesi belki de basın tarihine geçecek şekilde bel altı vurmaya devam ediyor. Bir ülkenin başbakanına ait sağlık bilgilerini mal bulmuş mağribi gibi manşetten vermenin gazetecilikle falan izah edilecek tarafı yok.

Ne basın ahlakı, ne de meslek ilkeleriyle açıklanamayacak bir durum, başka bir şey bu.

Düşmanlık gibi, kin gibi, nefret gibi, menfaat tetikçiliği gibi apayrı bir kategori.

Türk milletinin böyle bir habere tepki vereceğini bile bile, hele bir de kalkıp
‘işte başbakanın kan tahlili sonuçları’ diye bunu manşet yapmak ipi koparmışlıktan başka bir şey değil.

Bu artık son nokta.

ABD kendi başkanının yurtdışında idrarını bile bırakmazken, beğenmedikleri Arap kralı ihtiyacını gidereceği klozeti yanında taşırken, Türkiye Cumhuriyetinin başbakanının kan tahlili sonuçlarını bütün dünyaya ilan eden, üstelik bunu
‘sanki hastalıklı bir başbakan tarafından yönetiliyormuşuz’ havasında servis yapan bir anlayış gazetecilik falan değildir.

Doğan Grubu Hürriyet’in bu manşetliye artık gazetecilik yapmadığını açıkça ilan etmiştir. Bu olay, iktidarıyla alenen kavgalı olan hiçbir ülke basınının bugüne kadar tevessül etmediği bir boyut.

Son yıllarda sürekli başbakanın sağlığıyla uğraşan Doğan medyası bu son yayınla bardağı taşırdı. Bir basın kuruluşunun ülkesine verebileceği zararı göstermiş oldu.

Karşı karşıya olduğumuz durum; 500 bin tiraja güvenip yapılacak basiretsizlik değil.

Altında başka bir şey olmalı.

Bir insanın sağlığı üzerinden prim yapmaya kalkmak, hastalıktan kendine menfaat çıkarmaya çalışmak, sağlık sorunları sebebiyle bir insanı alaşağı etmek için kolpo atmak bizim milletin hoş göreceği şeyler değil.

Bu millet haysiyetli, onurlu bir millettir.

Böyle Ali Cengiz oyunlarına prim vermez, tepkisini sert koyar, tokadı indirir. Adamın gözünün yaşına bakmaz.

Bu manşet milleti karşısına almak demektir. Bir gazete bu kadar cesur olabiliyorsa, bu kadar ileri gidebiliyorsa, mesleki sınırlarını bu kadar aşabiliyorsa, bunun başka sebebi olmalı.

Bunun adı gazetecilik falan değil.

Bir okur habere tepkisini dile getirirken Hürriyet’e hitaben; ‘Sayın Başbakanımızın en azından tahlili yapılacak bir kanı var, ya sizin’ diye sormuş.

Milletin bu edepsizliğe vereceği en anlamlı tepkidir bu.

İşinize gelmeyeni hasta diye yıpratmaya çalışmak kadar aşağılık bir yol olamaz. Buna apaçık bel altı vurmak derler.

Gazetecilik haysiyet gerektirir. Gazetecilik onurlu olmayı gerektirir.

Ülkenizin başbakanını sevmeyebilirsiniz ama gazetecilik ülkesini sevmeyi gerektirir.

Gazetecilik özel bilgileri saklayabilmeyi gerektirir.

Kaldı ki başbakanda var olduğu gözüken rahatsızlıklar toplumun büyük bir kesiminde belli bir yaştan sonra ortaya çıkan hastalıklar.

Üstelik bu sağlık sorunları başbakan olmak için engel de değil.

Üstelik Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı içerde ve dışarıda aslanlar gibi bu ülkeyi temsil ediyor.

Şimdi; işte soru:

Aynı zamanda Hürriyet başyazarı olan Basın Konseyi Başkanı Sayın Oktay Ekşi, basın meslek ilkelerinin; ‘özel hayat’, ‘saklı kalması gereken bilgilerin ifşası’ ve ‘gazeteci saygınlığını ihlal eden haber alma şekli’ maddelerini açıkça çiğneyen kendi gazetesini kınayacak mı ?

İşte bir soru daha:

Hürriyet; eğer bir ihanet planının parçası değilse, kötü bir niyeti yoksa, bunu gerçekten bir gazetecilik refleksiyle yaptıysa, ülkeye zarar verdiğini düşünmüyorsa, yarınki manşetinde; demiyorum ülkenin farklı stratejik kurumlarının başındaki isimlerin, kendi patronunun kan tahlillerini ve sağlık raporlarını da yayınlayıp tarafsızlığını ortaya koyabilecek mi ?

Hürriyet bu ayıptan kurtulmak için kendi patronunun kan şekerinin, kolesterolünün, üresinin kaç olduğunu kamuoyuyla paylaşabilecek mi ? Kendi patronunun kan tahlili sonuçlarını manşetten kamuoyuna gösterebilecek mi ?

Gazete patronunun sağlığı ülkenin başbakanınınkinden daha stratejik olmasa gerek.

Ülkenin başbakanının hastalıklarını saklama edebi duymayan Hürriyet’in bundan çekinmemesi lazım.

Haydi Hürriyet cesur ol ve yap bunu.

30.Haziran.2008 09:23:49

21 Nisan 2008 Pazartesi

Filistinli çocuğun Erdoğan'dan isteği

Filistinli çocuğun Erdoğan'dan isteği
23 Nisan çocuk şenliklerine katılan dünya çocukları Başbakan Erdoğan'ı ziyaret etti. Peki Filistinli çocuğun dileği neydi?

Başbakan Erdoğan, konuk çocuklarla tek tek ilgilenerek, çeşitli hediyeler verdi. Çocuklar da kendi ülkelerinden getirdikleri hediyeleri Erdoğan'a sundular.

Filistinli Rinad Jabarian adlı bir çocukla kısa bir süre sohbet eden Erdoğan, barış mesajları verildi. Başbakan Erdoğan, Filistinli çocukların, barış ve özgürlük içinde yaşamasını diledi.

Filistinli Jabarian, Türk insanının ve hükümetinin, Filistin barışı için gösterdiği çabalardan dolayı Erdoğan'a teşekkür ederek, ''Türk milleti ile birlikte El Aksa'da dua etmek'' istediklerini söyledi.

Başbakan Erdoğan'ın isteği üzerine, Azerbaycan'dan gelen bir çocuk da Kafkas yöresine ait halk oyunlarından kısa bir bölüm sergiledi.

Hırvatistanlı bir çocuk kalp şeklindeki kolyeyi Başbakan Erdoğan'ın boynuna takarken, Kırgız bir çocuğun getirdiği geleneksel şapkayı başına geçiren Erdoğan, basın mensuplarına dönerek, ''Nasıl iyi oldu mu?'' diye sordu.

Tacikistan'dan gelen çocuğun hed şapkasını da başına takmak isteyen Erdoğan'a, şapka küçük geldi.

Başbakan Erdoğan'a, Bosna-Hersek Başbakanı ile çektirdiği resim hediye edildi. Erdoğan, Bulgar bir çocuğa da ''Merhaba komşu'' diye seslendi.

Başbakan Erdoğan, daha sonra çocuklarla anı fotoğrafı çektirdi.

Hediye merasiminde, Devlet Bakanı Mehmet Aydın ile TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin de hazır bulundu.

18 Nisan 2008 Cuma

29 Haziran'da erken seçime gidelim

AK Parti, hakkında açılan kapatma davasının ardından anayasa değişikliği odaklı 'çözüm formülleri' üzerinde çalışırken, içeriden farklı sesler gelmeye başladı.

AK Parti'nin eski Grup Başkan Vekili, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, yaşanan sorunun çözümünün milli irade olduğunu söyleyerek erken seçim çağrısında bulundu. Kapusuz, seçim tarihi olarak da 29 Haziran'ı gösterdi.

AK Parti'de erken seçimi ilk seslendiren isim olan Kapusuz, şahsi düşüncesi olan bu görüşü parti yönetimine de ilettiğini söyledi.

Parlamento'nun varlık sebebinin 'sorun çözmek' olduğunu kaydeden Kapusuz, 'Anayasa değişikliği taahhüdünde bulunularak' seçime gidilmesini istedi. Kapusuz, gerekçesini de şöyle açıkladı:

"Türkiye'nin yaşadığı bu sıkıntılardan bir an önce kurtulması lazım. Bu problem Türkiye'nin problemidir. Elimde yetki olsa muhalefet partilerine çağrı yapar beraber çözme teklifinde bulunurum. Çözüm olmazsa halktan yeniden yetki alıp güven tazeleme yoluna giderim. Sonuç çıkmadığı anlaşıldığı an seçime gitmek gerekir. Seçimler de 29 Haziran tarihine yetişir. Halkın verdiği karara hepimiz razı oluruz, bütün kesimler rahatlar."(Zaman)

Başbakan Erdoğandan 'Bildiri' iddiasına net cevap


Başbakan Erdoğan, Mudurnu Belediyesi'ni ziyaretinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) AK Parti hakkında açılan davaya ilişkin yayımlanan bildiriyle ilgili ''AK Parti'nin talepte bulunduğu'' iddiaları konusunda, ''Bu iddiaların hiçbirinin ispatı söz konusu değil'' dedi.

Erdoğan, bir gazetecinin ''AKPM'de yayımlanan bildiride Anayasa Mahkemesi'nin AK Parti ile ilgili kapatma davasında inceleme kararı almasından endişe duyulduğunun ifade edildiğini'' hatırlatarak, ''Bu bildiri konusunda partinizin talepte bulunduğu iddiaları vardı. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?'' sorusunu yöneltmesi üzerine, şunları söyledi:

''Bu iddiaların hiçbirinin ispatı söz konusu değil. Kimdir bu diye sorulduğunda verilen bir cevap da yok. Biliyorsunuz, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ndeki Türk Grubunun başı olan arkadaşım, Antalya Milletvekilimiz, bu konuyla ilgili açıklamaları yaptı. Açıklamalarında bizim tarafımızdan böyle bir şeyin talep edilmediğini söylüyor. Muhalefet konuyla ilgili herhangi bir ispat ortaya koymuyor. Hukukta bir kaide var, iddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir. Nitekim Komisyon Başkanı da 'bana Mevlüt Bey'den böyle bir şey gelmedi, ben böyle bir şey söylemedim' diye açıklama yaptı.

Şimdi de oradaki komisyonlar kendileri böyle bir bildiriyi hazırladılar veya bugün belki imzaya açtılar. Böyle bir şey yapılıyor. Buradaki olay, bizim, ne yazık ki Türkiye'de alışageldiğimiz bir iktidar-muhalefet mücadelesinin, beyaza siyah deme gayretlerinin şu anda Avrupa'ya yansıtılması çabasıdır. Ama bu çabaların hiçbirisinin vereceği netice de yoktur. Çünkü her şey güpegündüz ortada cereyan etmektedir. Herkes üzerine düşeni yapacaktır. Muhalefet de şüphesiz ki üzerine düşeni yapmaktadır, içeride ve dışarıda...''

-TBMM'DE DÜN YAŞANAN GERGİNLİK-

Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin, ''TBMM Genel Kurulu'nda dün bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç ile partiniz milletvekilleri arasında bazı olaylar yaşandı. Partiniz milletvekillerinin Genç'e şiddet uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz'' sorusu üzerine, ''Benim partimin milletvekilleri hiçbir zaman şiddet uygulamaz. Şiddet uygulayan bizzat o zatın kendisidir. Çünkü her hareketi şiddettir'' karşılığını verdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mudurnu'da kendisini izleyen gazetecilere, ''Şöyle sakin, aynı zamanda çocuklarımla beraber, hem onlar bir kenarda oturup dinlenirken ben de kendi dersimi çalışayım istedim. Sağolun bize o fırsatı vermediniz'' dedi.

Mudurnu Belediyesi'nden ayrılırken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, Adana'da bir çocuğun yanıklarıyla hastanedeki görüntülerinin hatırlatılarak, ''Görünce ne hissettiniz'' sorusu üzerine şunları söyledi:

''Ben bu olayı televizyonda gördüğüm anda süratle bakanımı aradım. Bakanımı aradıktan sonra 'konuya müdahale edeceksiniz. Bu merkez neresiyse gerekli olan en ağır ceza neyse hemen onu vermeniz lazım' dedim. Bunun üzerine biliyorsunuz ilk etapta 5 günlük kapama cezası verildi. Yavrumuz şu anda bir başka hastaneye 112 Acil Servis ile aldırıldı.

Ben bu sabah yine aradım, annesiyle görüştüm. Annesiyle görüştükten sonra bakanımı aradım. Bakanım şu anda yurt dışında. Bakanımın hastane başhekimliğiyle görüşerek bana tekrar dönmesini istedim. 'Eğer orada durum iyiye gitmiyorsa gerekirse çocuğu daha uygun bir hastaneye de alabiliriz' dedim. 'Gerekirse bunun da tedbirlerini al' diye kendisine talimat verdim. Annesine telefonumu verdim. Annesinin telefonunu aldım. Kendisiyle de irtibat halindeyiz.''

-''DERS ÇALIŞAYIM İSTEDİM''-

Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin, ''Abant'a, bizlerden habersiz ilk geldiğinizde çok merak ettik. Sadece dinlenmek miydi yoksa çalışma mı yaptınız?'' sorusuna şu karşılığı verdi:

''Sağolun nereye adım atsak, size haber vermemiz lazım. Ben bunu anlıyorum. Benim yaşamımın bir de insani yanının olması lazım. Vatandaş olarak bunu kullanmam lazım. Kaldı ki, bu arada yapmam gereken çalışmalarım da var. Onun için şöyle bir sakin, aynı zamanda çocuklarımla beraber hem onlar bir kenarda oturup dinlenirken ben de kendi dersimi çalışayım istedim. Sağolun bize de o fırsatı vermediniz. Yani gölün ta öbür ucundan kaldığımız yeri zumlayacak kadar işi ileri götürdünüz.

Bugünkü görüntülere bakılırsa, neredeyse tüllerin arkasını alacaksınız. Bu duruma işi götürdünüz. Bunlar tabii üzücü. Bilemiyorum, dünyanın diğer yerlerinde de bunlar oluyor mu. Böyle olmasa gerek. Burada aslında, bizim dayanışma içinde olmamız lazım. Yani bir başbakan ülkesi için bir çalışma yapıyor, o çalışmayı kendisinin yapması lazım. Çünkü dinlenmesi bile ülkesi içindir, milleti içindir. Bunu da düşünmek lazım. Kaldı ki, iki günlük bir şey. Fazla da bir şey değil. Benim tatilim yok zaten.''

Başbakan Erdoğan, ''Dinlenebildiniz mi?'' sorusuna, ''Dinlenmeye değil, çalışmaya geldim. Olay bu...'' karşılığını verdi. ''Haber vermeyince merak ettik de o yüzden'' sözleri üzerine, ''Bundan sonra haber vereceğim zaten'' dedi.

Erdoğan, bir soru üzerine, bugün Mudurnu'dan İstanbul'a geçeceğini, yarın İstanbul'da programı olduğunu söyledi.

Bu arada, Erdoğan, Mudurnu Belediyesi'nden ayrılırken Ali Kamil Kahvecioğlu adlı bir gencin ''1 dakikanızı alabilir miyim'' diye seslenmesi üzerine, ''Alırsın, alırsın'' diyerek genci yanına çağırdı.

Kahvecioğlu'nun, ''gömleğini imzalamasını'' istediği Erdoğan, önce bu isteği kabul etmedi. Kahvecioğlu'nun, ''Sizin de Fenerbahçeli olduğunuzu biliyorum. Lütfen, bunu hatıra olarak saklayacağım, evimin baş köşesine asacağım'' demesi üzerine, Erdoğan, boş bir kağıt isteyerek, imzasını boş kağıda atacağını söyledi. Gencin, ısrarla, ''Bu kaybolmaz, bunu Fenerbahçeli olarak söylüyorum size. Hatıra olsun'' sözleri üzerine Erdoğan, gazetecilere dönerek, ''Spekülasyon olur mu? Cinayet falan demezsiniz'' diye sordu. Erdoğan, gencin ısrarı üzerine gömleğin kolunu imzaladı.

Başbakan Erdoğan, belediyeden kaymakamlığa yürüyerek giderken vatandaşlarla ve esnafla sohbet etti. Erdoğan, Mudurnu Kaymakamı Ömer Duran'ı ziyaret ederek, ilçe hakkında bilgi aldı.

16 Nisan 2008 Çarşamba

Erdoğan'dan yedek parti açıklaması

Erdoğan'dan yedek parti açıklaması
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kapatma davasıyla ilgili El Cezire televizyonuna flaş açıklama yaptı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Katar'dan yayın yapan El- Cezire televizyonuna konuştu. Başbakan Erdoğan, AK Parti'ye yönelik açılan kapatma davası üzerine açıklamalarda bulundu.

Başbakan, "Yedek parti kurmayacağız" derken, 'referandum planlarının olmadığını' da vurguladı.

Öte yandan İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni'nin 8. Doha Formu'na katılması nedeniyle daha önce programında olmasına rağmen forumu boykot eden Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi.

Berri'nin İsrail vetosu dünkü görüşmede de sürdü. Berri kahvaltılı görüşmenin Başbakan Erdoğan ve Livni'nin de kaldığı Four Seasons Hoteli'nde yapmak istemedi.

Bunun üzerine Başbakan Erdoğan programında olmamasına rağmen Four Seasons Oteli'ne elli metre mesafedeki Mövenpick Oteli'ne geçti. Erdoğan burada Berrii'ye yaklaşık 45 görüştü.

Filistin-İsrail-Lübnan ve Ortadoğu sorunları için bölge turuna çıkan Berri ile Erdoğan arasındaki görüşmede, Filistin-İsrail, Lübnan ve Ortadoğu'daki sorunların ele alındığını öğrenildi.

Katar'da gurbetçilere konuşan Başbakan Erdoğan: "Bunlar Çankırı'ya, Çorum'a gidemez"

13 Nisan 2008 Pazar

AK Parti'den müthiş adım


AK Parti, kamuda ve ortaöğrenimde türban dahil tüm dini simgeleri Anayasa ve yasalarla yasaklayacak.

Kapatma davasının ardından önce parti kapatmayı engelleyecek anayasal değişiklikler üzerinde odaklanan, ama "Bu, etik ve meşru olmaz" eleştirileri üzerine rotayı Avrupa Birliği'ne çevirip demokratikleşme paketi hazırlığına girişen AKP, 'laiklik hamlesi'ne hazırlanıyor. AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantısından sonra Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın "Kaygıları giderecek adımlar atılacak" sözleriyle ipucunu verdiği düzenlemenin 'laikliğin anayasal ve yasal güvencelerinin güçlendirilmesi' olduğu öğrenildi.

İki kritik cümle
Kulislere sızan bilgilere göre halen üzerinde çalışılan demokratikleşme paketinde, Anayasa ve yasalara türbanı da içeren dinsel simgelerin kullanımına ilişkin hükümler konulacak.
Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili maddelerine eklenebileceği belirtilen düzenlemenin "Devlet memurları, kamu kurumu yöneticileri dinsel simge kullanamaz" ve "İlk ve ortaöğretimde dinsel simge sayılan kıyafetler giyilemez" şeklinde olabileceği belirtiliyor.
Üyelerinin "Kamuda ve ortaöğretimde de türban serbest olmalı" açıklamaları nedeniyle sert eleştirilerle karşılaşan AKP, böylece partisine yönelik kapatma davasına neden olan kaygılara karşı laiklik güvencesi getirmiş olacak.

AKP'nin üzerinde çalıştığı bu düzenlemeleri de içeren paketin, Başbakan Erdoğan'ın onayından geçmesinin ardından muhalefet partilerine de uzlaşma için götürülmesi bekleniyor.
Görüşmelerden sonuç alınması halinde paket yasalaştırılacak; uzlaşma çıkmazsa AKP yeniden bir durum değerlendirmesi yapacak. Yola devam mı tamam mı bu değerlendirmenin ardından netlik kazanacak.
Kapatma davasının ardından izlenecek yol haritasını belirlemek üzere önceki gün toplanan AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu'nda (MKYK) çok sert tartışmalarla ilerleyen süreçte tansiyonun düşürülmesi, demokratikleşme konusunda adımların atılması, bunun için de muhalefetle uzlaşma aranması kararlaştırılmıştı.

Ortak payda arayışı
MKYK'da ayrıca sürpriz bir şekilde 'laiklik' vurgusu yapılmış, toplantının ardından açıklama yapan Genel Başkan Yardımcısı Fırat da "Bu süreç hepimiz için bir özgürlük ve sosyal barış güvencesi olan laiklik ilkesini ortak paydamız olarak siyasi rekabetin üzerinde tutmak için de önemli bir fırsat oluşturmaktadır" diye konuşmuştu.
MKYK'dan kulislere 'toplumda oluşan laiklikle ilgili kaygıların giderilmesi yönünde gereken düzenlemeler yapılması, bu kapsamda muhalefetle görüşmelerde ortak payda belirlenmesinin de kararlaştırıldığı' haberi yansımıştı.

ERDOĞAN'DAN BAYKAL'A VE CHP'YE AĞIR SÖZLER

ERDOĞAN'DAN BAYKAL'A VE CHP'YE AĞIR SÖZLER
“Atatürk öldükten sonra resimlerini her yerden kaldırdınız. Bu kara lekeyi temizleyin önce”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan AK Parti Gençlik Kongresi'nde konuştu:

"Baykal millete güvenmediğini itiraf etmektedir. Aksi takdirde 84 yıllık cumhuriyetimizin birikimine de, Atatürk'e de, laikliğe de, meclis iradesine de milletimize de büyük haksızlık yapmış oluruz. Milletimizin laiklik ile bir problemi yok. Baykal'ın dayatmacı anlayışıyla problemi var. Milletimiz cumhuriyetimizin her değerini aynı samimiyetle sahiplenmektedir. Ama birilerinin millitimizin kabulleriyle milli iradeyle, demokrasiyle problemi olabilir. Bu ise beyhude bir çabadır. Milletimiz laikliğe de demokrasiye de hukuk devleti anlayışına da sahip çıkmasını bilir.

Türkiye'de laikliğin oylanmasını isteyen yoktur. Buna ihtiyaç da yoktur. Çünkü Sayın Baykal ve zihniyetinden başka milletimizin laiklikten yana olduğunu konusunda kimsenin bir şüphesi yoktur.

70 milyon olarak bir ve bütün olarak insanlarımızı kucaklıyoruz. Biz ayrım yapmayız. Bütün vatandaşlarımızdan isteğimiz birlik bilincini geliştirmektir. AKP'nin siyaset felsefesi 70 milyonun birlik bilincini korumaktır. 81 ilin 80'inde milletvekili çıkarmamız demokrasi tarihinde bir ilktir. Sivas'ın ötesine bizden başka giden yok. Giden de 1 ya da 2 milletvekiliyle gidiyor. Bizde etnik milliyetçilik yok. Bizde bölgesel milliyetçilik de yok. Bizde dinsel milliyetçilik de yok.

Bizi çekişmelerin içine çekmeye çalışıyorlar. Türkiye bunlardan çok çekti. Biz onların bizi çekmek istediği mindere gelmeyeceğiz. Siyasi çıkarlarımızı ülkemizin çıkarları üstünde görmeyeceğiz. Tekrar ediyorum, ülkemiz kazanacaksa kaybetmeye hazırız"

Sayın Baykal, artık Atatürk'ün arkasına saklanıp siyaset yapmayı bırakmalısın. Biz, senin cemaziyel evvelini gayet iyi biliriz. Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetinin, ölümünden hemen sonra Gazi Mustafa Kemal'in resimlerini Türk parasından nasıl çıkardığını çok iyi biliriz. Atatürk'ün posterlerini vefatından sonra bütün ofislerden nasıl indirdiğini çok iyi biliriz. PTT'nin pullarından resimlerini nasıl kaldırdıklarını çok iyi biliriz. CHP, fırsat bulduğu zaman geçmişindeki bu kara lekeleri, neler yaptıklarını önce geçmişinden silip atsın, ondan sonra konuşsun.''