30 Haziran 2008 Pazartesi

HAYDİ HÜRRİYET CESUR OL

HAYDİ HÜRRİYET CESUR OL



Başbakanı hastaymış gibi göstermeye çalışan Hürriyet’e cevap:
Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı aslanlar gibi görevinin başında.


Hürriyet Gazetesi belki de basın tarihine geçecek şekilde bel altı vurmaya devam ediyor. Bir ülkenin başbakanına ait sağlık bilgilerini mal bulmuş mağribi gibi manşetten vermenin gazetecilikle falan izah edilecek tarafı yok.

Ne basın ahlakı, ne de meslek ilkeleriyle açıklanamayacak bir durum, başka bir şey bu.

Düşmanlık gibi, kin gibi, nefret gibi, menfaat tetikçiliği gibi apayrı bir kategori.

Türk milletinin böyle bir habere tepki vereceğini bile bile, hele bir de kalkıp
‘işte başbakanın kan tahlili sonuçları’ diye bunu manşet yapmak ipi koparmışlıktan başka bir şey değil.

Bu artık son nokta.

ABD kendi başkanının yurtdışında idrarını bile bırakmazken, beğenmedikleri Arap kralı ihtiyacını gidereceği klozeti yanında taşırken, Türkiye Cumhuriyetinin başbakanının kan tahlili sonuçlarını bütün dünyaya ilan eden, üstelik bunu
‘sanki hastalıklı bir başbakan tarafından yönetiliyormuşuz’ havasında servis yapan bir anlayış gazetecilik falan değildir.

Doğan Grubu Hürriyet’in bu manşetliye artık gazetecilik yapmadığını açıkça ilan etmiştir. Bu olay, iktidarıyla alenen kavgalı olan hiçbir ülke basınının bugüne kadar tevessül etmediği bir boyut.

Son yıllarda sürekli başbakanın sağlığıyla uğraşan Doğan medyası bu son yayınla bardağı taşırdı. Bir basın kuruluşunun ülkesine verebileceği zararı göstermiş oldu.

Karşı karşıya olduğumuz durum; 500 bin tiraja güvenip yapılacak basiretsizlik değil.

Altında başka bir şey olmalı.

Bir insanın sağlığı üzerinden prim yapmaya kalkmak, hastalıktan kendine menfaat çıkarmaya çalışmak, sağlık sorunları sebebiyle bir insanı alaşağı etmek için kolpo atmak bizim milletin hoş göreceği şeyler değil.

Bu millet haysiyetli, onurlu bir millettir.

Böyle Ali Cengiz oyunlarına prim vermez, tepkisini sert koyar, tokadı indirir. Adamın gözünün yaşına bakmaz.

Bu manşet milleti karşısına almak demektir. Bir gazete bu kadar cesur olabiliyorsa, bu kadar ileri gidebiliyorsa, mesleki sınırlarını bu kadar aşabiliyorsa, bunun başka sebebi olmalı.

Bunun adı gazetecilik falan değil.

Bir okur habere tepkisini dile getirirken Hürriyet’e hitaben; ‘Sayın Başbakanımızın en azından tahlili yapılacak bir kanı var, ya sizin’ diye sormuş.

Milletin bu edepsizliğe vereceği en anlamlı tepkidir bu.

İşinize gelmeyeni hasta diye yıpratmaya çalışmak kadar aşağılık bir yol olamaz. Buna apaçık bel altı vurmak derler.

Gazetecilik haysiyet gerektirir. Gazetecilik onurlu olmayı gerektirir.

Ülkenizin başbakanını sevmeyebilirsiniz ama gazetecilik ülkesini sevmeyi gerektirir.

Gazetecilik özel bilgileri saklayabilmeyi gerektirir.

Kaldı ki başbakanda var olduğu gözüken rahatsızlıklar toplumun büyük bir kesiminde belli bir yaştan sonra ortaya çıkan hastalıklar.

Üstelik bu sağlık sorunları başbakan olmak için engel de değil.

Üstelik Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı içerde ve dışarıda aslanlar gibi bu ülkeyi temsil ediyor.

Şimdi; işte soru:

Aynı zamanda Hürriyet başyazarı olan Basın Konseyi Başkanı Sayın Oktay Ekşi, basın meslek ilkelerinin; ‘özel hayat’, ‘saklı kalması gereken bilgilerin ifşası’ ve ‘gazeteci saygınlığını ihlal eden haber alma şekli’ maddelerini açıkça çiğneyen kendi gazetesini kınayacak mı ?

İşte bir soru daha:

Hürriyet; eğer bir ihanet planının parçası değilse, kötü bir niyeti yoksa, bunu gerçekten bir gazetecilik refleksiyle yaptıysa, ülkeye zarar verdiğini düşünmüyorsa, yarınki manşetinde; demiyorum ülkenin farklı stratejik kurumlarının başındaki isimlerin, kendi patronunun kan tahlillerini ve sağlık raporlarını da yayınlayıp tarafsızlığını ortaya koyabilecek mi ?

Hürriyet bu ayıptan kurtulmak için kendi patronunun kan şekerinin, kolesterolünün, üresinin kaç olduğunu kamuoyuyla paylaşabilecek mi ? Kendi patronunun kan tahlili sonuçlarını manşetten kamuoyuna gösterebilecek mi ?

Gazete patronunun sağlığı ülkenin başbakanınınkinden daha stratejik olmasa gerek.

Ülkenin başbakanının hastalıklarını saklama edebi duymayan Hürriyet’in bundan çekinmemesi lazım.

Haydi Hürriyet cesur ol ve yap bunu.

30.Haziran.2008 09:23:49

21 Nisan 2008 Pazartesi

Filistinli çocuğun Erdoğan'dan isteği

Filistinli çocuğun Erdoğan'dan isteği
23 Nisan çocuk şenliklerine katılan dünya çocukları Başbakan Erdoğan'ı ziyaret etti. Peki Filistinli çocuğun dileği neydi?

Başbakan Erdoğan, konuk çocuklarla tek tek ilgilenerek, çeşitli hediyeler verdi. Çocuklar da kendi ülkelerinden getirdikleri hediyeleri Erdoğan'a sundular.

Filistinli Rinad Jabarian adlı bir çocukla kısa bir süre sohbet eden Erdoğan, barış mesajları verildi. Başbakan Erdoğan, Filistinli çocukların, barış ve özgürlük içinde yaşamasını diledi.

Filistinli Jabarian, Türk insanının ve hükümetinin, Filistin barışı için gösterdiği çabalardan dolayı Erdoğan'a teşekkür ederek, ''Türk milleti ile birlikte El Aksa'da dua etmek'' istediklerini söyledi.

Başbakan Erdoğan'ın isteği üzerine, Azerbaycan'dan gelen bir çocuk da Kafkas yöresine ait halk oyunlarından kısa bir bölüm sergiledi.

Hırvatistanlı bir çocuk kalp şeklindeki kolyeyi Başbakan Erdoğan'ın boynuna takarken, Kırgız bir çocuğun getirdiği geleneksel şapkayı başına geçiren Erdoğan, basın mensuplarına dönerek, ''Nasıl iyi oldu mu?'' diye sordu.

Tacikistan'dan gelen çocuğun hed şapkasını da başına takmak isteyen Erdoğan'a, şapka küçük geldi.

Başbakan Erdoğan'a, Bosna-Hersek Başbakanı ile çektirdiği resim hediye edildi. Erdoğan, Bulgar bir çocuğa da ''Merhaba komşu'' diye seslendi.

Başbakan Erdoğan, daha sonra çocuklarla anı fotoğrafı çektirdi.

Hediye merasiminde, Devlet Bakanı Mehmet Aydın ile TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin de hazır bulundu.

18 Nisan 2008 Cuma

29 Haziran'da erken seçime gidelim

AK Parti, hakkında açılan kapatma davasının ardından anayasa değişikliği odaklı 'çözüm formülleri' üzerinde çalışırken, içeriden farklı sesler gelmeye başladı.

AK Parti'nin eski Grup Başkan Vekili, Ankara Milletvekili Salih Kapusuz, yaşanan sorunun çözümünün milli irade olduğunu söyleyerek erken seçim çağrısında bulundu. Kapusuz, seçim tarihi olarak da 29 Haziran'ı gösterdi.

AK Parti'de erken seçimi ilk seslendiren isim olan Kapusuz, şahsi düşüncesi olan bu görüşü parti yönetimine de ilettiğini söyledi.

Parlamento'nun varlık sebebinin 'sorun çözmek' olduğunu kaydeden Kapusuz, 'Anayasa değişikliği taahhüdünde bulunularak' seçime gidilmesini istedi. Kapusuz, gerekçesini de şöyle açıkladı:

"Türkiye'nin yaşadığı bu sıkıntılardan bir an önce kurtulması lazım. Bu problem Türkiye'nin problemidir. Elimde yetki olsa muhalefet partilerine çağrı yapar beraber çözme teklifinde bulunurum. Çözüm olmazsa halktan yeniden yetki alıp güven tazeleme yoluna giderim. Sonuç çıkmadığı anlaşıldığı an seçime gitmek gerekir. Seçimler de 29 Haziran tarihine yetişir. Halkın verdiği karara hepimiz razı oluruz, bütün kesimler rahatlar."(Zaman)

Başbakan Erdoğandan 'Bildiri' iddiasına net cevap


Başbakan Erdoğan, Mudurnu Belediyesi'ni ziyaretinin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nde (AKPM) AK Parti hakkında açılan davaya ilişkin yayımlanan bildiriyle ilgili ''AK Parti'nin talepte bulunduğu'' iddiaları konusunda, ''Bu iddiaların hiçbirinin ispatı söz konusu değil'' dedi.

Erdoğan, bir gazetecinin ''AKPM'de yayımlanan bildiride Anayasa Mahkemesi'nin AK Parti ile ilgili kapatma davasında inceleme kararı almasından endişe duyulduğunun ifade edildiğini'' hatırlatarak, ''Bu bildiri konusunda partinizin talepte bulunduğu iddiaları vardı. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?'' sorusunu yöneltmesi üzerine, şunları söyledi:

''Bu iddiaların hiçbirinin ispatı söz konusu değil. Kimdir bu diye sorulduğunda verilen bir cevap da yok. Biliyorsunuz, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'ndeki Türk Grubunun başı olan arkadaşım, Antalya Milletvekilimiz, bu konuyla ilgili açıklamaları yaptı. Açıklamalarında bizim tarafımızdan böyle bir şeyin talep edilmediğini söylüyor. Muhalefet konuyla ilgili herhangi bir ispat ortaya koymuyor. Hukukta bir kaide var, iddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir. Nitekim Komisyon Başkanı da 'bana Mevlüt Bey'den böyle bir şey gelmedi, ben böyle bir şey söylemedim' diye açıklama yaptı.

Şimdi de oradaki komisyonlar kendileri böyle bir bildiriyi hazırladılar veya bugün belki imzaya açtılar. Böyle bir şey yapılıyor. Buradaki olay, bizim, ne yazık ki Türkiye'de alışageldiğimiz bir iktidar-muhalefet mücadelesinin, beyaza siyah deme gayretlerinin şu anda Avrupa'ya yansıtılması çabasıdır. Ama bu çabaların hiçbirisinin vereceği netice de yoktur. Çünkü her şey güpegündüz ortada cereyan etmektedir. Herkes üzerine düşeni yapacaktır. Muhalefet de şüphesiz ki üzerine düşeni yapmaktadır, içeride ve dışarıda...''

-TBMM'DE DÜN YAŞANAN GERGİNLİK-

Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin, ''TBMM Genel Kurulu'nda dün bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç ile partiniz milletvekilleri arasında bazı olaylar yaşandı. Partiniz milletvekillerinin Genç'e şiddet uygulamasını nasıl değerlendiriyorsunuz'' sorusu üzerine, ''Benim partimin milletvekilleri hiçbir zaman şiddet uygulamaz. Şiddet uygulayan bizzat o zatın kendisidir. Çünkü her hareketi şiddettir'' karşılığını verdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mudurnu'da kendisini izleyen gazetecilere, ''Şöyle sakin, aynı zamanda çocuklarımla beraber, hem onlar bir kenarda oturup dinlenirken ben de kendi dersimi çalışayım istedim. Sağolun bize o fırsatı vermediniz'' dedi.

Mudurnu Belediyesi'nden ayrılırken gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan, Adana'da bir çocuğun yanıklarıyla hastanedeki görüntülerinin hatırlatılarak, ''Görünce ne hissettiniz'' sorusu üzerine şunları söyledi:

''Ben bu olayı televizyonda gördüğüm anda süratle bakanımı aradım. Bakanımı aradıktan sonra 'konuya müdahale edeceksiniz. Bu merkez neresiyse gerekli olan en ağır ceza neyse hemen onu vermeniz lazım' dedim. Bunun üzerine biliyorsunuz ilk etapta 5 günlük kapama cezası verildi. Yavrumuz şu anda bir başka hastaneye 112 Acil Servis ile aldırıldı.

Ben bu sabah yine aradım, annesiyle görüştüm. Annesiyle görüştükten sonra bakanımı aradım. Bakanım şu anda yurt dışında. Bakanımın hastane başhekimliğiyle görüşerek bana tekrar dönmesini istedim. 'Eğer orada durum iyiye gitmiyorsa gerekirse çocuğu daha uygun bir hastaneye de alabiliriz' dedim. 'Gerekirse bunun da tedbirlerini al' diye kendisine talimat verdim. Annesine telefonumu verdim. Annesinin telefonunu aldım. Kendisiyle de irtibat halindeyiz.''

-''DERS ÇALIŞAYIM İSTEDİM''-

Başbakan Erdoğan, bir gazetecinin, ''Abant'a, bizlerden habersiz ilk geldiğinizde çok merak ettik. Sadece dinlenmek miydi yoksa çalışma mı yaptınız?'' sorusuna şu karşılığı verdi:

''Sağolun nereye adım atsak, size haber vermemiz lazım. Ben bunu anlıyorum. Benim yaşamımın bir de insani yanının olması lazım. Vatandaş olarak bunu kullanmam lazım. Kaldı ki, bu arada yapmam gereken çalışmalarım da var. Onun için şöyle bir sakin, aynı zamanda çocuklarımla beraber hem onlar bir kenarda oturup dinlenirken ben de kendi dersimi çalışayım istedim. Sağolun bize de o fırsatı vermediniz. Yani gölün ta öbür ucundan kaldığımız yeri zumlayacak kadar işi ileri götürdünüz.

Bugünkü görüntülere bakılırsa, neredeyse tüllerin arkasını alacaksınız. Bu duruma işi götürdünüz. Bunlar tabii üzücü. Bilemiyorum, dünyanın diğer yerlerinde de bunlar oluyor mu. Böyle olmasa gerek. Burada aslında, bizim dayanışma içinde olmamız lazım. Yani bir başbakan ülkesi için bir çalışma yapıyor, o çalışmayı kendisinin yapması lazım. Çünkü dinlenmesi bile ülkesi içindir, milleti içindir. Bunu da düşünmek lazım. Kaldı ki, iki günlük bir şey. Fazla da bir şey değil. Benim tatilim yok zaten.''

Başbakan Erdoğan, ''Dinlenebildiniz mi?'' sorusuna, ''Dinlenmeye değil, çalışmaya geldim. Olay bu...'' karşılığını verdi. ''Haber vermeyince merak ettik de o yüzden'' sözleri üzerine, ''Bundan sonra haber vereceğim zaten'' dedi.

Erdoğan, bir soru üzerine, bugün Mudurnu'dan İstanbul'a geçeceğini, yarın İstanbul'da programı olduğunu söyledi.

Bu arada, Erdoğan, Mudurnu Belediyesi'nden ayrılırken Ali Kamil Kahvecioğlu adlı bir gencin ''1 dakikanızı alabilir miyim'' diye seslenmesi üzerine, ''Alırsın, alırsın'' diyerek genci yanına çağırdı.

Kahvecioğlu'nun, ''gömleğini imzalamasını'' istediği Erdoğan, önce bu isteği kabul etmedi. Kahvecioğlu'nun, ''Sizin de Fenerbahçeli olduğunuzu biliyorum. Lütfen, bunu hatıra olarak saklayacağım, evimin baş köşesine asacağım'' demesi üzerine, Erdoğan, boş bir kağıt isteyerek, imzasını boş kağıda atacağını söyledi. Gencin, ısrarla, ''Bu kaybolmaz, bunu Fenerbahçeli olarak söylüyorum size. Hatıra olsun'' sözleri üzerine Erdoğan, gazetecilere dönerek, ''Spekülasyon olur mu? Cinayet falan demezsiniz'' diye sordu. Erdoğan, gencin ısrarı üzerine gömleğin kolunu imzaladı.

Başbakan Erdoğan, belediyeden kaymakamlığa yürüyerek giderken vatandaşlarla ve esnafla sohbet etti. Erdoğan, Mudurnu Kaymakamı Ömer Duran'ı ziyaret ederek, ilçe hakkında bilgi aldı.

16 Nisan 2008 Çarşamba

Erdoğan'dan yedek parti açıklaması

Erdoğan'dan yedek parti açıklaması
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, kapatma davasıyla ilgili El Cezire televizyonuna flaş açıklama yaptı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Katar'dan yayın yapan El- Cezire televizyonuna konuştu. Başbakan Erdoğan, AK Parti'ye yönelik açılan kapatma davası üzerine açıklamalarda bulundu.

Başbakan, "Yedek parti kurmayacağız" derken, 'referandum planlarının olmadığını' da vurguladı.

Öte yandan İsrail Dışişleri Bakanı Tzipi Livni'nin 8. Doha Formu'na katılması nedeniyle daha önce programında olmasına rağmen forumu boykot eden Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi.

Berri'nin İsrail vetosu dünkü görüşmede de sürdü. Berri kahvaltılı görüşmenin Başbakan Erdoğan ve Livni'nin de kaldığı Four Seasons Hoteli'nde yapmak istemedi.

Bunun üzerine Başbakan Erdoğan programında olmamasına rağmen Four Seasons Oteli'ne elli metre mesafedeki Mövenpick Oteli'ne geçti. Erdoğan burada Berrii'ye yaklaşık 45 görüştü.

Filistin-İsrail-Lübnan ve Ortadoğu sorunları için bölge turuna çıkan Berri ile Erdoğan arasındaki görüşmede, Filistin-İsrail, Lübnan ve Ortadoğu'daki sorunların ele alındığını öğrenildi.

Katar'da gurbetçilere konuşan Başbakan Erdoğan: "Bunlar Çankırı'ya, Çorum'a gidemez"

13 Nisan 2008 Pazar

AK Parti'den müthiş adım


AK Parti, kamuda ve ortaöğrenimde türban dahil tüm dini simgeleri Anayasa ve yasalarla yasaklayacak.

Kapatma davasının ardından önce parti kapatmayı engelleyecek anayasal değişiklikler üzerinde odaklanan, ama "Bu, etik ve meşru olmaz" eleştirileri üzerine rotayı Avrupa Birliği'ne çevirip demokratikleşme paketi hazırlığına girişen AKP, 'laiklik hamlesi'ne hazırlanıyor. AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantısından sonra Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın "Kaygıları giderecek adımlar atılacak" sözleriyle ipucunu verdiği düzenlemenin 'laikliğin anayasal ve yasal güvencelerinin güçlendirilmesi' olduğu öğrenildi.

İki kritik cümle
Kulislere sızan bilgilere göre halen üzerinde çalışılan demokratikleşme paketinde, Anayasa ve yasalara türbanı da içeren dinsel simgelerin kullanımına ilişkin hükümler konulacak.
Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili maddelerine eklenebileceği belirtilen düzenlemenin "Devlet memurları, kamu kurumu yöneticileri dinsel simge kullanamaz" ve "İlk ve ortaöğretimde dinsel simge sayılan kıyafetler giyilemez" şeklinde olabileceği belirtiliyor.
Üyelerinin "Kamuda ve ortaöğretimde de türban serbest olmalı" açıklamaları nedeniyle sert eleştirilerle karşılaşan AKP, böylece partisine yönelik kapatma davasına neden olan kaygılara karşı laiklik güvencesi getirmiş olacak.

AKP'nin üzerinde çalıştığı bu düzenlemeleri de içeren paketin, Başbakan Erdoğan'ın onayından geçmesinin ardından muhalefet partilerine de uzlaşma için götürülmesi bekleniyor.
Görüşmelerden sonuç alınması halinde paket yasalaştırılacak; uzlaşma çıkmazsa AKP yeniden bir durum değerlendirmesi yapacak. Yola devam mı tamam mı bu değerlendirmenin ardından netlik kazanacak.
Kapatma davasının ardından izlenecek yol haritasını belirlemek üzere önceki gün toplanan AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu'nda (MKYK) çok sert tartışmalarla ilerleyen süreçte tansiyonun düşürülmesi, demokratikleşme konusunda adımların atılması, bunun için de muhalefetle uzlaşma aranması kararlaştırılmıştı.

Ortak payda arayışı
MKYK'da ayrıca sürpriz bir şekilde 'laiklik' vurgusu yapılmış, toplantının ardından açıklama yapan Genel Başkan Yardımcısı Fırat da "Bu süreç hepimiz için bir özgürlük ve sosyal barış güvencesi olan laiklik ilkesini ortak paydamız olarak siyasi rekabetin üzerinde tutmak için de önemli bir fırsat oluşturmaktadır" diye konuşmuştu.
MKYK'dan kulislere 'toplumda oluşan laiklikle ilgili kaygıların giderilmesi yönünde gereken düzenlemeler yapılması, bu kapsamda muhalefetle görüşmelerde ortak payda belirlenmesinin de kararlaştırıldığı' haberi yansımıştı.

ERDOĞAN'DAN BAYKAL'A VE CHP'YE AĞIR SÖZLER

ERDOĞAN'DAN BAYKAL'A VE CHP'YE AĞIR SÖZLER
“Atatürk öldükten sonra resimlerini her yerden kaldırdınız. Bu kara lekeyi temizleyin önce”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan AK Parti Gençlik Kongresi'nde konuştu:

"Baykal millete güvenmediğini itiraf etmektedir. Aksi takdirde 84 yıllık cumhuriyetimizin birikimine de, Atatürk'e de, laikliğe de, meclis iradesine de milletimize de büyük haksızlık yapmış oluruz. Milletimizin laiklik ile bir problemi yok. Baykal'ın dayatmacı anlayışıyla problemi var. Milletimiz cumhuriyetimizin her değerini aynı samimiyetle sahiplenmektedir. Ama birilerinin millitimizin kabulleriyle milli iradeyle, demokrasiyle problemi olabilir. Bu ise beyhude bir çabadır. Milletimiz laikliğe de demokrasiye de hukuk devleti anlayışına da sahip çıkmasını bilir.

Türkiye'de laikliğin oylanmasını isteyen yoktur. Buna ihtiyaç da yoktur. Çünkü Sayın Baykal ve zihniyetinden başka milletimizin laiklikten yana olduğunu konusunda kimsenin bir şüphesi yoktur.

70 milyon olarak bir ve bütün olarak insanlarımızı kucaklıyoruz. Biz ayrım yapmayız. Bütün vatandaşlarımızdan isteğimiz birlik bilincini geliştirmektir. AKP'nin siyaset felsefesi 70 milyonun birlik bilincini korumaktır. 81 ilin 80'inde milletvekili çıkarmamız demokrasi tarihinde bir ilktir. Sivas'ın ötesine bizden başka giden yok. Giden de 1 ya da 2 milletvekiliyle gidiyor. Bizde etnik milliyetçilik yok. Bizde bölgesel milliyetçilik de yok. Bizde dinsel milliyetçilik de yok.

Bizi çekişmelerin içine çekmeye çalışıyorlar. Türkiye bunlardan çok çekti. Biz onların bizi çekmek istediği mindere gelmeyeceğiz. Siyasi çıkarlarımızı ülkemizin çıkarları üstünde görmeyeceğiz. Tekrar ediyorum, ülkemiz kazanacaksa kaybetmeye hazırız"

Sayın Baykal, artık Atatürk'ün arkasına saklanıp siyaset yapmayı bırakmalısın. Biz, senin cemaziyel evvelini gayet iyi biliriz. Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetinin, ölümünden hemen sonra Gazi Mustafa Kemal'in resimlerini Türk parasından nasıl çıkardığını çok iyi biliriz. Atatürk'ün posterlerini vefatından sonra bütün ofislerden nasıl indirdiğini çok iyi biliriz. PTT'nin pullarından resimlerini nasıl kaldırdıklarını çok iyi biliriz. CHP, fırsat bulduğu zaman geçmişindeki bu kara lekeleri, neler yaptıklarını önce geçmişinden silip atsın, ondan sonra konuşsun.''

Baykal şecaat arz ederken sirkatini söylüyor!


Başbakan Erdoğan'dan Muhalefete bomba etkisi yaratacak sözler!

Gençler, şu ifade çok önemli. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' ifadesinin kullanıldığı bu ülkede, 'Laikliği millet oyuyla getirmedik' diyen bir Baykal var. 'Cumhuriyeti de devleti de demokrasiyi de Cumhuriyet Halk Partisi kurdu' diyen bir Baykal var. Ey Baykal, şunu bir defa iyi öğren; şecaat arz ederken sirkatini söylüyorsun. Bir defa devleti de Cumhuriyeti de Atatürk'ün liderliğinde milletimiz kurmuştur. Cumhuriyetimizin bir anlamı da milli iradenin ürünü olmasındandır. Sayın Baykal'ın bilmediği bir şey daha var. Devletin partisi olmaz, milletin partisi olur. Millet, her şeyin başıdır, merkezidir, temelidir. Laiklik meselesine gelince Baykal, millete güvenmediğini, millete rağmen siyaset yaptığını bu sözleriyle bir kez daha ortaya koymaktadır, itiraf etmektedir. Açıkça söylüyorum, laiklik Yüce Meclisimizin iradesiyle ve milletimize benimsetilerek Anayasaya girmiştir, CHP'nin dayatmasıyla değil. Bugün de milletimizin ekseriyeti laik devlet düzeninden yanadır, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak, Cumhuriyetimizin temel niteliklerini benimsemiştir. Atatürk'ün ve Cumhuriyetimizin en önemli başarısı da budur. Aksi takdirde 84 yıllık Cumhuriyetimizin birikimine de Atatürk'e de laikliğe de Meclis iradesine de milletimize de büyük haksızlık yapmış oluruz. Milletimizin laiklikle bir problemi yok. Baykal'ın dayatmacı anlayışıyla problemi var

3 Nisan 2008 Perşembe

İşte AK Parti'nin yeni stratejisi

ÖNCELİK AB REFORMLARINA VERİLECEK

İşte AK Parti'nin yeni stratejisi
Parti kapatmayı zorlaştıran değişikliği bu hafta Meclis'e sunmayı planlayan AK Parti, 15 Nisan'a kadar bekleme kararı aldı.

Parti kapatmayı zorlaştıran değişikliği bu hafta Meclis'e sunmayı planlayan AK Parti, 15 Nisan'a kadar bekleme kararı aldı. İktidar, önceliği AB reformlarına verecek. Hazırlanan demokratikleşme paketinde 301 de var.

Muhalefet, 'Ecevit-Bahçeli formülü'nü tartışıyor
Kapatma davasıyla ilgili iddianamenin kabul edilmesi üzerine anayasa değişikliğine yoğunlaşan AK Parti, strateji değiştirdi. Ekonomideki gelişmelerin yanı sıra iç ve dış hassasiyeti dikkate alan iktidar, demokratikleşme hamlesine hazırlanıyor. AB reformlarının öne alındığı yol haritasında, TCK'nın 301'inci maddesi, Türk Ticaret Kanunu, Sayıştay Yasası ve ombudsmanlık (kamu denetçiliği) düzenlemesi var. Parti kapatmayı zorlaştıracak değişiklik için 15 Nisan'a kadar beklemeyi tercih eden AK Parti, üniversitelerdeki başörtüsü yasağını kaldıran anayasa değişikliği konusunda mahkemeden gelecek cevabı görmek istiyor. Ancak bu süre içinde muhalefetin nabzı da yoklanacak. Anayasa değişikliğini bu hafta Meclis gündemine getirmeyi öngören AK Parti'nin planı değişti. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında salı günü yapılan Merkez Yürütme Kurulu toplantısında yeni bir strateji geliştirildi. Buna göre, kapatmayla ilgili düzenlemede acele edilmeyecek, 15 Nisan'a kadar yasal bir adım atılmayacak. Öncelikle partinin kendi içinde yaptığı hazırlığa son şekil verilecek. Bülent Arınç, Cemil Çiçek, Dengir Fırat, Sadullah Ergin, Bekir Bozdağ ve Ömer Dinçer'den oluşan komisyon, son bir çalışma daha yapacak.

Anayasa değişiklik taslağı pazartesi günü AK Parti Merkez Karar Yürtme Kurulu (MKYK)'na sunulacak. Başbakan Erdoğan, MKYK üyelerinin de görüşünü ve tekliflerini alacak. Parti kapatma tartışmalarını bir an önce ülke gündeminden çıkarmak için en geç haziran ayında referanduma gitmeyi hedefleyen AK Parti'de şimdi hesaplar 15 Nisan ve sonrasına göre yapılıyor. Pazartesi gününden sonra ise muhalefetle temaslara başlanacak. AK Parti'nin hazırladığı değişiklik taslağı CHP, MHP, DTP'ye aktarılacak. Parti kurmayları, kendi hassasiyetlerini ilettikten sonra muhalefetin önerilerine de açık olacaklarını bildirecek. 15 Nisan'a kadar sürmesi beklenen görüşmelerden sonuç alınırsa Anayasa değişikliği müşterek imzaya açılacak. Eğer bir uzlaşma sağlanamazsa teklif yine Meclis'e sunulacak. Böylece, parti kapatmayı zorlaştıracak teklifin referanduma gitmesinin önü açılacak; son karar halka bırakılacak. AK Parti, parti kapatmayı zorlaştıracak anayasa değişikliğinden geri adım atmayı düşünmüyor. Değişikliği bir süre bekletme kararı alınırken Anayasa Mahkemesi'nin başörtüsü konusunda ortaya koyacağı irade gözetildi. Üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakan düzenleme 411 oyla Meclis'ten geçmişti. CHP ve DSP'nin yürütmenin durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı başvurunun 15 Nisan'a kadar sonuçlanması bekleniyor. AK Parti hakkında açılan kapatma davası iddianamesi ağırlıklı olarak başörtüsüyle ilgili söylem ve eylemleri içerdiği için Yüksek Mahkeme'nin vereceği karar büyük önem taşıyor.

Savunmayı Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek yapacak

İktidar partisi, anayasa değişikliği, reform paketiyle birlikte Anayasa Mahkemesi'ne verilecek yazılı savunmaya da mesai harcayacak. Anayasa Mahkemesi, tensip tutanağı ile birlikte iddianameyi dün AK Parti'ye gönderdi. Partinin hukukçu kurmaylarının üzerinde çalıştığı savunma Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in koordinasyonunda hazırlanacak. AK Parti'yi Anayasa Mahkemesi'nde savunmasını da Çiçek üstlenecek. Çiçek, daha önce Fazilet Partisi (FP)'ni de savunmuştu. AK Parti'nin 1 ay olan savunma için ek süre isteyeceği belirtiliyor.

Cumhurbaşkanı'na dokunulmazlık geliyor

Anayasa'ya göre cumhurbaşkanları sadece vatana ihanetle yargılanabiliyor. Anayasa Mahkemesi ise Başsavcı'nın iddianamesinde adı geçen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e de yargı yolunu 4'e karşı 7 oyla açtı. AK Parti hazırladığı parti kapatmayı zorlaştıran pakete Cumhurbaşkanlığı makamının konumunu da ekleyecek. Cumhurbaşkanları'nın da milletvekilleri gibi dokunulmazlığı olduğu net bir şekilde Anayasa'ya girecek. Bunun için cumhurbaşkanları'nın "Sorumluluk ve sorumsuzluk hali"ni düzenleyen Anayasa'nın 105. maddesine bir fıkra eklenecek. Fıkrada, cumhurbaşkanlarına vatana ihanet dışında kamu davası açılamayacağına ilişkin cümle yazılacak.

301. madde en kısa sürede değişecek

Başbakan Erdoğan, İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'ndeki 'AB ve Türkiye' konulu toplantıda bir konuşma yaptı. Türkiye'nin gerçekleştirdiği reformları anlatan Erdoğan, son olarak Vakıflar Kanunu'nda düzenleme yaptıklarını hatırlattı. Ardından AB'nin en çok üzerinde durduğu TCK'nın 301. maddesine değindi: "Adalet Bakanlığı, maddenin yeniden yazım çalışmalarını sürdürüyor. Bu konuyu Türkiye-AB ilişkilerinin gündeminden en kısa sürede düşüreceğiz." Demokratik ve ekonomik istikrarın korunmasını öncelikli mesele olarak gördüklerini söyleyen Erdoğan, "Atatürk'ün başlattığı çağdaşlaşma yolculuğunda bayrağı beş buçuk yıldır AK Parti taşıyor. Bu yolda zorluklar, engeller oldu. Ama Türkiye için dönüşün olmadığını, herkes bilmeli." dedi. Erdoğan, kapatma davasıyla ilgili soru üzerine mahkemenin görevini yaptığını, kendilerinin de savunma için hazırlandıklarını kaydetti.

Almayacaksanız açık söyleyin

BAŞBAKAN ERDOĞAN'DAN AB'YE ÜYELİK RESTİ

Almayacaksanız açık söyleyin
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsveç-Türk İş Forumu'nda yaptığı açıklamada "Avrupa Birliği (AB)'ye almayacaksanız söyleyin, başımızın çaresine bakalım" dedi.

Üst düzey iç çevreleri temsilcileri ile bir araya gelen Erdoğan, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK), Türk-İsveç İş Konseyi ve İsveç Ticaret Konseyi'nin (Exportradet) ev sahipliğini yaptığı, Stockholm'de gerçekleşen Türk-İsveç İş Forumuna konuşmacı olarak katıldı.

Kendisine daha önce sorulan "AB üyeliği sürecinde sabrınız nereye kadar?" şeklindeki bir soruya atıfta bulunan Erdoğan, "Sabrın sonu selamettir dedik. Biz kriterleri yerine getiriyoruz ama diyorum, kuralları ortasında değiştirmeyin. Siyasi engeller koymayın önümüze. Son 10 yılda ve özellikle son 5 yılda Türkiye'nin çalışmaları ivme kazanmıştır. Türkiye bir aday ülke değil, artık tam üyelik için müzakere yapan bir ülke konumunda" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, AB ülkelerinden bazılarının Türkiye'ye farklı üyelik tanıma fikrini "Maç içinde kural değiştirmek" olarak niteledi. Erdoğan, "Böyle olursa gülerler adama. Hiçbir zaman siyasi tarih affetmez. Siyasette dürüstlük esas olmalıdır. Golü eninde sonunda siz yersiniz. Biz bu konuda dürüst davranıyoruz. Biz 45 yıl önce AB'ye girmek istediğimizi belirtmişsiz. AB'nin de Türkiye gibi bir ülkeye ihtiyacı var. Bundan sonra karar vermesi gereken ülke ya da ülkeler varsa bu AB'dir" sözlerini sarf etti.

AB'nin Türkiye'yi oyalamamasını isteyen Erdoğan, "İstemiyorlarsa biz Türkiye'yi istemiyoruz desinler. Bundan da memnun oluruz. Başımızn çaresine bakarız. Önümüze konulan program neyse biz gereğini yerine getiriyoruz. AB üyeleri 27 ülke arasında, bizim çok gerimizde olduğu halde üye yapılan ülkeler var. Kopenhag kriterleri. Neden? Çünkü kararlar siyasi. Adil davranalım, biz lütuf istemiyoruz. Sadece koydukları kurallara riayet etsinler istiyoruz" şeklinde tepkisini dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, AB'ye yük olmaya değil, yük almaya geleceklerini ifade etti.

-PKK KARARI HATIRLATILDI-

Bu arada programın çıkışında gazeteciler, Terör örgütü PKK ile bu örgütün siyasî kanadı KONGRA - GEL'in Avrupa Birliği terör listesine eklenmesi kararının iptal edildiğini Erdoğan'a bildirdiler. Başbakan ise, kararı gazetecilerden öğrendiğini, konudan haberdar olmadığını aktardı.

Lüksemburg merkezli AB mahkemesi, 2002 yılında PKK'nın terör listesine eklenmesi ve hesaplarının dondurulması kararını iptal etti. Mahkeme, kararın AB yasalarına aykırı olduğuna hükmetti.

29 Mart 2008 Cumartesi

Aramızda darbe çığırtkanları var!


Her türlü salvo; sağdan, soldan, karşıdan, arkadan. Size serbest! Bize sus! Yok öyle bir şey...

ASKON Genel Kurulu’na katılan Başbakan Erdoğan çarpıcı açıklamalar yaptı… Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Aramızda siyaset yapıp darbe çığırtkanlığı yapanlar var” dedi. Erdoğan, ülkenin bu tür adımlardan bu güne kadar hiçbir şey kazanamadığının altını çizerek, “Bu tür açıklamalardan kaybeden Tayyip Erdoğan olmaz. O çığırtkanlar olur.” diye konuştu.

Erdoğan şöyle devam etti:

"Siyasi partilerin kapatılması anlayışı milli iradeye karşı tavırdır. Maalesef bir siyasi zihniyetin yanlısı olan medya bu işi teşvik etmiştir ve bu noktaya gelinmiştir. "Sivil toplum örgütlerinin bir çalışması var; ben bunu memnuniyetle izlediğimiz söyledim. Ama geri adım atmak mantığını kabullenmek mümkün değil. Yani geri adım atmak! Neden? Niçin? Nasıl! Konu ne? Bunu görmek lazım.

Tayyip Erdoğan olarak benim bir yanlışım varsa bu söylenir, ben o yanlışımdan geri adım atmayı kesinlikle kabul ederim. Ama ortaya somut bir şey konmadan herkes geri atmalı! Niçin? Bunun içeriğini bir doldurun bakalım, bir görelim.

Kaldı ki; sivil toplum örgütlerinin çalışması güzel de, bir şeyi sanki böyle ıskalıyorlar. Kızmasınlar! Tayyip Erdoğan'a faturasını her zaman böyle kesiyorlar ama- maalesef bir siyasi zihniyetin zanlısı olan medya, bu işi teşvik etmiştir ve bugünlere getirmiştir.

Efendim 'germeyelim'. 'Germeyelim' diye diye geriyorsunuz.. Ortada somut bir şey olmadan 'geri adım atmak' niye? Bir siyasi zihniyetin yanlısı medya bu işi teşvik etmiştir ve bugünlere getirmiştir. Bu kadar açık söylüyorum. Bakıyorsunuz ki her türlü salvo; sağdan,soldan, karşıdan, arkadan. Size serbest, bize sus! Yok öyle bir şey. Söylüyorum; yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum. Uysal koyun değilim, bunu açıkça söyleyeyim.

Kimse laiklik konusunda bir olumsuzluk yaftası yapıştıramaz. Kimse bize demokrasi konusunda bir yanlışlık yaftası yapıştıramaz. Sosyal bir hukuk devletini savunmada yakıştıramaz.

Biz Türkiye Cumhuriyetini, ülkemizi; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak 5,5 yıldır dünyada itibarını yükselttik, bunun her yerde sessiz bir devrim olarak tanıtımını ve nitelenmesini de temin ettik. Bunu bu iktidar temin etti. Bu konuda da bizler rahatız. Bakın tartışmalara rağmen piyasalar hala diri.

Türkiye'nin güven ortamına, özgürlüğüne, istikrarına müdahale etmeye kimin hakkı var? Özgürlükleri bu dünyada kimse kısıtlayamaz. Herkes kendi özgürlük alanında rahat hareket etmelidir. Özgürlüklerin hiyerarşisi olmaz. Hangisinde bir sıkıntı varsa, siyasetçilerin müdahalesi vardır. Olay da budur. Atılan adım da parlamentonun mutabık olduğu bir şeydir

Eğer ülkem kazanacaksa milletim kazanacaksa biz kaybetmeye hazırız. Sırtımızda yumurta küfesi taşıyormuş gibi sağduyulu olmak durumundayız.

En az gittiğim ile 2 kez 3 kez gittim. 81 ilimizin her birinde yatırım var. Herkesimin nabzını tuttuk. Türkiye’nin partisi olduk. 81 vilayetin 81’inde milletvekilimiz var.”

CHP yanlısı medya bunları yazmaz!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Edirne İl Gençlik Kolları Kongresi'nde konuşuyor. Erdoğan Edirne'ye yapılan hizmetlerin medya tarafından yazılmadığını belirtti.
Başbakan Erdoğan konuşmasında şunları söyledi:

Şu ana kadar bu bölgelere Doğu ve Güneydoğu'ya yaptığımız yatırım 8,5 trilyonluk yatırım yaptık. Bunu yazmazlar, bunu göstermezler. Malum medya başka şeylerle uğraşıyor. Acaba aramıza nasıl nifak sokacaklar, bunlarla uğraşıyor. Ama onlar ülkeyi nasıl karıştırırız diye yazarlar. Hele CHP yanlısı medya varya acaba bu işi nasıl karıştırırız gayreti içinde.

Yazmazlar... Fitne fesat nasıl çıkarılır onu yazarlar.

Biz dinsel milliyetçiliğe karşıyız. Ülkeimizin yüzde 99'u müslüman eyvallah. Farklı mezhepler olabilir. Laikliğin gereği olan bütün inanç gruplarına eşit mesafede olmak görevimizdir. Farklı inançlara mensup olanlar istedikleri gibi yaşayacaklarıdır. AKP, Türkiye'de birliğin, güvenin ve istikrarın sembolüdür. İktidarı gençleştiren bir partidir

Bize şimdi diyorlar ki, "Çetelerle neden bu kadar uğraşıyorsunuz." Milletimiz bize oy verirken, "Çeteleri çökertecek misiniz?" diye sordu. Her gün yeni bir mafya ortaya çıkıyordu. Türkiye'nin yıllarını çaldılar. Fesat karıştırılan her ihale rejimi çökertiyordu, siyasete ve adalete güven zedeleniyordu. Merak etmeyin biz bu yılları şimdi geri alıyoruz. Devletin milletle bütünleşmesinden endişe duyanlar artık bu anlayışla miyadı dolmuştur. Burda rahat olun. Herkesin önceliği milli iradeye saygı duymak olmalı. Halkın menfaatlerine yönelik olmalı. Sağduyu çağrısı yapanların hepisine teşekkür ediyorum. Diyorum ki, bunun içini iyi doldurun. İmtiyaz isteyenler için değil adalet isteyenler için sağduyu çağrısı oldun. Türkiye'de Adaletin hakca dağıtılmasını ihmal etmeyelim. Gün, demokrasinin, adaletin çıtasının yükseltme günü olsun.

Çok çileli yollardan geldik. Bugün de yolumuza engel koymaya kalşkanlar var. Ama biz bu engelleri hep birlikte bu çileli yolları gül bahçesine çevireceğiz.

Hizip çıkarmaya çalışanların, marjinal çevrelerin işi kolaydır, ama bizim işimiz zor.

TARİH SİZİ AFFETMEZ!

Sandık dışı arayışlara cevap verdi
Başbakan Erdoğan, 'AK Parti bu yüzden gerilim yerine huzuru, tartışma yerine uzlaşmayı ön plana çıkardığı için 81 vilayetin 80'inden milletvekili çıkardı' dedi.

Erdoğan, Mimar Sinan Spor Salonunda düzenlenen AK Parti Edirne İl Başkanlığı Gençlik Kolları 2. Olağan Kongresi'nin açılışına katıldı. Erdoğan, salona gelişinde uzun süre alkışlandı ve ''Türkiye seninle gurur duyuyor'' şeklinde tempo tutuldu. Başbakan Erdoğan da, ''Biz sizlerle gurur duyuyoruz'' dedi.

Erdoğan, ''Şimdi bize diyorlar ki, (Bu çetelerle niye bu kadar uğraşıyorsunuz?). Biz gelirken bize milletimiz dedi ki, (Bu çeteleri çökertecek misiniz?)'' diye konuştu. Bir vatandaşın, ''Atatürk gibi adamsın'' şeklinde sözleri üzerine Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Sevgili gençler, gelecek ideali taşımayan, yüreğindeki gençlik ateşi sönmüş, dünyayı 30 yıl, 40 yıl geriden takip eden siyasetçilerin Türkiye'ye kazandıracağı hiçbir şey kalmamıştır. Türkiye'nin büyümesinden, Türkiye'nin dünya ile rekabet edebilecek güce ulaşmasından, yönetimin şeffaflaşmasından, demokrasinin güç kazanmasından ve hepsinden önemlisi devletin milletle bütünleşmesinden endişe duyan anlayışlar miadını doldurmuştur. Artık bunlar geride kaldı, geri dönmez.

Gençler, herkesin önceliği Türkiye olmalı. Herkesin önceliği millet iradesini korumak, milletin menfaatlerine odaklanmak olmalı. Bunun asgari şartı da kişisel ihtirasları, parti çıkarlarını, kısır politik anlayışları şöyle geriye atmaktır. Bunun şartı, sağduyuyu, uzlaşmayı, aklı selimi ön plana çıkarmaktır.

Son günlerde bir sağduyu çağrısı var. Sağduyu çağrısı yapanların hepsine teşekkür ediyorum ve memnuniyet duyuyorum. Diyoruz ki, bunun içini iyi doldurun. Yaparken yıkmayalım ve bu uzun soluklu olsun. İmtiyaz isteyenler için değil, adalet isteyenler için bu sağduyu çağrısını yapalım çünkü imtiyaz milletindir, milletin. Ve biz millete imtiyaz dağıtmak durumundayız. Ama dediğim gibi, Türkiye'de adaletin hakça dağıtılması gereğini ihmal etmeyelim. Gün bu noktada, birlik, beraberlik, dayanışma ve adaletin çıtasını yükseltme günüdür.''

''TÜRKİYE'Yİ DÜŞÜNMEK ZORUNDAYIZ''

Erdoğan, Türkiye'yi, Türk Milleti'ni siyasetin merkezine yerleştiren AK Parti'nin bu yüzden kurulduğu günden itibaren sağduyunun, aklı selimin ve ortak aklın adresi olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

''AK Parti bu yüzden gerilim yerine huzuru, tartışma yerine uzlaşmayı, tek seslilik yerine çok sesliliği, ayrışma yerine bütünleşmeyi ön plana çıkardığı içindir ki, 81 vilayetin 80'inden milletvekili çıkardı. Bunun sebebi budur. Zaman zaman çıkıp, şu söyleniyor: Bütün bu krizlerin sebebi iktidardır. Ama gel, millete soralım, milletimiz bunun kararını şurada 7-8 ay önce verdi. Eğer AK Parti kriz sebebi olsaydı, milletimiz bu çatı altında toplanmazdı. Ama biz bütün bunlara rağmen, her zaman yine müzakerelerden yanayız, istişareden yanayız. Yine ülkemizde sıkıntı varsa, bu sıkıntıları gidermekten yanayız. Ama sandıkta demokratik yollarla hedeflerini gerçekleştiremeyenlerin farklı yollara tevessül etmek suretiyle kendilerinin bu hedeflerini gerçekleştirme gayretlerini tarih affetmez. Bunu da açıkça söylüyorum. Sadece Türkiye'yi düşünmek zorundayız. Sorumlu davranmak zorundayız. AK Parti bu yüzden sorumluluk duygusuyla hareket etti, yine aynı duyguyla hareket etmeye devam ediyor.''

AA

29.Mart.2008 17:50:21